24 10 2012

DAĞ, OVA ,PLATO, KIYI ŞEKLİ, GÖLLER

Dağlar


Dağlarda doğa güçlerinin etkileri daha belirgin bir biçimde görülür. Aşınma, suyun, buzun parçalayıcı ve taşıyıcı etkileri hem yükseklik, hem de iklim koşullarının sertliği nedeniyle daha belirgindir. Bununla birlikte pek çok hayvan ve bitki doğa koşullarına uyum göstererek yüksek dağlarda yaşamayı başarmıştır

Büyük Yükseklik Farkları

Yeryüzünü üç büyük yüzey oluşumu biçimlendirir: Eski kıtaların geniş düzlükler ve masadağlar oluşturan kalıntıları, okyanus tabanı ve yerkabuğunu oluşturan levhaların kıyısında yer alan sıradağlar. Dağların özelliklerinin belirlenmesi açısından, kendi çevrelerine göre yükseklikleri deniz düzeyine göre yüksekliklerinden daha önemlidir. Eğer çevreye göre olan yükseklik farkı büyükse (Orta Avrupa’da 1.000 m’den çok) o zaman yüksek dağlardan söz edilir.

Bu tür yükseltilerde dağların bütün özellikleri görülebilir: Duvar biçimindeki çok dik yamaçlar, dar dağ sırtları, sivri doruklar ve çıplak kayalar. Yüksek dağlar genellikle orman bölgesinin üstünde yer alır ve dorukları her zaman karla kaplıdır. Çevresine göre yüksekliği 1.000 m’den az ve deniz düzeyinden yüksekliği de 1.500 m dolayında olan dağlar orta yükseklikte kabul edilir. Bunlar yuvarlak ve ormanlarla kaplı dorukları, daha az eğimli yamaçları ve daha kemerli sırtlarıyla daha “yumuşak” bir görünüm içindedir. Avrupa’daki orta yükseklikteki sıradağlar 1.500 m mutlak yükseklikten başlar.

Bu yükseklik Ekvator’a doğru 3.000-4.000 m’ye çıkar, kutuplarda ise deniz düzeyine kadar inebilir. Kuzey Norveç’teki Lofoten Adaları, deniz düzeyinden 1.200 m yükseklikleriyle yüksek dağ karakteri özelliği taşırken, Etiyopya Platosu üstündeki 2.000 m yükseklikteki dağlar yüksek dağ olarak kabul edilmez

Sert Yaşam Koşulları

Yüksek dağlardaki sert iklim ve doğa koşulları bitki ve hayvanlar kadar insanların da bölgede yaşamasını sınırlayıcı bir engel oluşturur. Yükseklik arttıkça hava basıncı düşer ve sınır kabul edilen 4.000-5.000 m yükseklikten sonra insanlarda bazı fizyolojik rahatsızlıklar ortaya çıkar.

Yükseklik arttıkça Güneş ışınlarının, özellikle morötesi ışınların yoğunluğu artar. Her 1.000 m’de bir yıllık ortalama sıcaklık 5-6 derece düşerken nemli bulutların buralarda yığılması nedeniyle yağış miktarı iki, hatta üç kat çoğalır. Dağ ikliminin hastalıkları iyileştirici etkisi güçlü Güneş ışınlarından, düşük basınçtan ve temiz havadan kaynaklanır.

İklim koşulları dağın bir yamacıyla öteki, doruğa yakın yerlerle, etekleri arasında da farklılık gösterir. Rüzgara karşı olan yerler rüzgarı karşıdan almayan yerlere göre daha çok yağış alır. Özel konumlarına göre vadilerde de farklı iklim koşulları hüküm sürer. Dağlar yüksekliğe göre değişen bir dizi iklim ve bitki örtüsü kuşağına ayrılmıştır.

Çok Yüksek Yerlerde Yaşam

Yüksek dağlarda bitki örtüsüne göre beş ayrı bölge ayırt edilir: En altta yer alan düzlükler, 600 m’ye kadar olan yükseltiler, 600-1.400 m arasındaki dağlar, 1.400 m’den orman sınırı olan 1.800 – 2.400 m’ye kadar uzanan Alp altı çayırlar, orman sınırının üzerinde başlayan ve kar sınırına kadar uzanan Alp tipi çayırlar. Bu bölgeler birbirinden kesin sınırlarla ayrılmadığından aralarında geçiş bölgeleri yer alır.

Bu değişik arazi parçaları pek çok bitki ve hayvan için yaşama ortamları oluşturur. Bitkiler çeşitli biçimlerde kendilerini yüksekliğe uydurmuşlardır. Örneğin, bitkilerin bir araya gelerek yastık biçiminde kümeler oluşturmaları da iç sıcaklığın dışardan 10-15 derece daha yüksek olmasını sağlar. Cüceleşme bitkilerin morötesi ışınların zararlı etkilerinden korunmalarını sağlarken, yaprakların tüylenmesi ve rulo biçiminde kıvrılması kurumayı önlemektedir. Yüksek dağlardaki bitkilere şakayla karışık “yüzükoyun bitkileri” denmesinin nedeni, onları inceleyen botanikçileri yere yatmak zorunda bırakacak kadar bodur olmalarıdır.

Yüksek dağlarda yetişen bitkiler kısa süren sıcak mevsimden tam olarak yararlanır. Örneğin, 4.275 m yükseklikte yaşama başarısını gösteren karşakayığı karın erimesini izleyen beş gün içinde çiçek açar ve iki hafta sonra da tohumları olgunlaşır. Dağların en yüksek kesimlerinde ise yalnızca yosunlar ve –24 derecede bile fotosentez yapabilen likenler yetişebilir. Dağların yüksek kesimlerinde bitkilerin yanı sıra pek çok hayvan da yaşar. Bunların başında kışları tüyleri tümüyle beyazlaşan kartavuğu ve kartavşanı ile yeryüzünün en uzun kış uykusuna (8-10 ay) yatan dağ sıçanları gelir.

Yüksek Dağlarda İnsan

Yüksek dağlar iklim ve yaşam koşullarının sertliği nedeniyle bugüne değin insanlara kapalı kalmıştır. Orta Alpler’de 2.000 m yüksekliğe kadar çiftliklere rastlanmaktadır. Bundan sonrası ise, kısa bir süre için kullanılan kulübeler dışında tamamen boştur. Buna karşılık tropik ve astropik bölgelerdeki dağların yüksek kesimlerinde de yerleşmeler görülebilmektedir.

Örneğin, Tibet ve Bolivya’da 5.000 m yüksekliğe kadar yerleşmeler kurulmuştur. Meksika gibi sıcak ve nemli tropik iklim kuşağında olanlar dağların daha serin ve sağlıklı havasını tercih etmektedir. Dağlar aynı zamanda baskı gören birçok etnik grubun sığınağı olmuştur. Buna örnek olarak Pireneler’de yaşayan Basklar ve Alpler’de yaşayan Raetialılar verilebilir.

 

 

Ovalar


Ovalarin tanimi ve yapisal özellikleri

Akarsularla fazla yarilmamis,düz ya da hafif egimli çukur alan görünümünde yüzey seklidir.Büyüklügü birkaç hektardan, yüz binlerce kilometrekareye kadar degisebilen ovalar,çesitli yüksekliklerde yer alabilir.Yükseltisi 2000 metreye çok yaklasan ya da bu yükseltiyi de asan yüksek ovalar oldugu gibi, deniz seviyesinden yüksekligi çok az olan ovalarda vardir.

Yükseklik ne olursa olsun,ovalardan geçen akarsularin derin yataklari yoktur,yani ova yüzeyi ile talveg çizgisi arasindaki düzey farki çok azdir.Bu da ovayi platodan ayiran en belirgin özelliktir.Ova tümüyle düz oldugu gibi,yüzeyi engebeli de olabilir;hatta yer yer üstünde tepeler bulunabilir.Ovalardaki akarsular genellikle agir akislidir ve menderesler çizer ya da birçok kola ayrilarak aralarinda adaciklar olustururlar.Önlem alinmassa taskin sirasinda yataklarindan çikip ovaya veya ürünlere zarar verebilirler.

Yeryüzünde toplam kara alaninin üçte birinden biraz fazlasini kaplayan ovalar,Antarktika disinda tüm kitalarda görülür.Genis cografi dagilimlari nedeni ile ovalarin bitki örtüsü de çesitlilik gösterir.Agaç,çali ve ot kapli ovalar oldugu gibi,neredeyse çöl görünümünde olanlarda vardir.Kuru ve otsu bitkili ovalara bozkir denir.Çayirlarda bozkirlardakilerden daha kisa ama daha nitelikli ot yetisir.Savanlar ise uzun otsu bitkiler ve seyrek agaçlarin bulundugu ovalardir.Irmak havzalarindaki ormanlik ovalara “selva” denir.Ovalar cografi konumlarina göre kiyi ovasi ve karasal ova adi ile kabaca ikiye ayrilir.Karasal ovalardan biri dagetegidir.Daglarin eteginde yer alan birikinti konilerinin kenarlardan birlesmesiyle olusur.Türkiye’de Bursa ve Inegöl ovalarinin güney kenarlarinda tipik dagetegi ovalari vardir.Bu tür ovalarda egim fazla,yüzey profili hafif disbükeydir.Düzgün yüzeyleri ve tarima elverisli topraklari nedeni ile ovalar yüzyillardan beri baslica yerlesim merkezleri olmustur

OLUSUMLARINA GÖRE OVALAR VE TÜRKIYEDE OVALARA ÖRNEKLER

A) BIRIKIM (KIYI) OVALARI:

Akarsularin tasidiklari alüvyonlari deniz veya göl kiyisinda biriktirmesi ile olusan ovalardir.Kabaca bir üçgene benzediklerinden dolayi delta ovasi da denir.Delta ovalarinin olusabilmesi için akarsuyun yeterli miktarda materyal tasimasi,kiyinin sig olmasi,gelgit olaylari ile kiyi akintilarinin etkisiz olmasi gerekir. Kiyi ovalarinin olusumunda akarsular kadar,deniz ve göllerdeki büyük seviye degisiklikleri ve tektonik olaylar da etkilidir.

Ülkemizde kiyi ovalari,büyük akarsularin denize döküldügü alanlarda meydana gelmistir. Karadeniz kiyilarimizdaki en önemli kiyi ovalari Çarsamba,Bafra ve Sakarya deltalaridir.Bunlar,akarsularin tasidigi alüvyonlar ve Karadeniz’deki seviye degisiklikleri sonucunda olusmustur. Çarsamba Ovasi;Yesilirmak’in tasidigi alüvyonlari denize biriktirmesiyle olusmustur.Çok verimli topraklara sahip olan bu ova,bölge tarimi için oldukça önemlidir. Bafra Ovasi da;Kizilirmak’in tasidigi materyalleri kiyiya biriktirmesi sonucunda olusan delta ovalarindandir.Burada yer alan batakliklar kurutularak tarima kazandirilmistir. Delta görünümünden ziyade kiyi düzlügü özelligi gösteren Sakarya Deltasi ,Sakarya nehrinin tasidigi alüvyonlarla meydana gelmistir.Önceleri sik sik taskina ugrayan ova,Hasan Polatkan Baraji’nin yapimi ile taskinlardan korunmus ve tarima kazandirilmistir. Ege denizi kiyilarinda olusan ovalardan baslicalari;Meriç,Bakirçay, Gediz ile Küçük ve Büyük Menderes deltalaridir. Meriç Deltasi;hizli ilerleyen taskin alanlara sahip bir ovadir.Meriç irmaginin tasidigi alüvyonlarla olusmustur. Bakirçay Deltasi;ayni adi tasiyan akarsuyun,Çandarli Körfezi’ni doldurmasi ile olusmustur.Yer yer tuzlu batakliklar bulunan ovada, eski uygarliklarin kalintilari da yer alir. Baslangiçta Izmir Körfezi’ne akan Gediz irmagi,körfezi doldurmaya basladigi için 1886 yilinda açilan kanallarla daha kuzeydeki bugünkü yatagina çekilmistir.Bu defa,körfezin kuzeybatisinda oldukça genis bir delta olusmustur.Genis bir çöküntü alaninin ucunda yer alan Gediz Deltasi,Ege Bölgesi’nin önemli tarim alanlarindandir. Küçük ve Büyük Menderes deltalari da birer çöküntü alaninin ucunda olusan birikinti ovalaridir.Büyük ve Küçük Menderes irmaklari,Ege denizinin seviye degisikliklerine de bagli olarak tarihi dönemlerde hizla denizi doldurmustur.Öyle ki,Ilk Çag’da bir liman kenti olan Milet,Büyük Menderes’in denizi doldurmasi ile bu gün kiyidan bir hayli içeride kalmistir. Akdeniz kiyilarinda yer alan en önemli kiyi ovalari Çukurova,Göksu ve Asi deltalari ile Antalya Ovasidir. Bir çöküntü alaninda yer alan Çukurova,Seyhan ve Ceyhan irmaklarinin biriktirdigi alüvyonlarla olusmustur.Çukurova,Akdeniz’in ve ülkemizin en büyük delta ovasidir.Ülkemizin en büyük tarim alani da olan Çukurova’nin kiyi kesiminde kiyi set gölleri ve kumullar olusmustur. Taseli platosundan beslenen ve burayi derin vadilerle parçalamis olan Göksu,denize döküldügü yerde bir delta düzlügü olusturmustur.Delta alani içinde yer yer göller ve batakliklar bulunmaktadir. Akdeniz kiyilarinda ayrica,Aksu çayinin Antalya Körfezi’ni doldurarak olusturdugu Antalya Ovasi ile Asi nehrinin denize döküldügü yerde olusan deltalar diger kiyi ovalaridir. Genellikle yüksek dag siralarinin bulundugu kiyilarimizdaki delta ovalari,buralardaki en önemli düzlüklerdir.Denizin iklim üzerindeki olumlu etkileri bu ovalarin önemini arttirir.Yine,çesitli bitkilerin yetismesi için gerekli olan mineraller açisindan zengin olan bu ovalar,tarim için çok elverislidir.Gerek iklim,gerekse su ve toprak sartlari açisindan uygun özellikler tasiyan kiyi ovalari,nüfusun ve tarimsal faaliyetlerin yogunlastigi alanlardir.

B)IÇ BÖLGELERDEKI OVALAR:

Bazi kütleler,toptan yükselme ve çökmeye ugramistir.Bu olaylarla meydana gelen çöküntü alanlarinda,göller tesekkül etmistir.Daha sonra göllerin sulari çekilmis ve akarsularin biriktirme faaliyetleri artmistir.Akarsular tarafindan tasinan alüvyonlar,eski göl tabanlarini kaplamis ve ovalar meydana gelmistir. Iste iç bölgelerdeki ovalarin büyük bir bölümü bu sekilde olusmustur.Iç bölgelerdeki ovalar,bazen fay hatlari boyunca olusan çöküntü alanlarda dizi halinde yer alirken,bazen de tek tek serpilmis durumdadir.

Dogu Anadolu fay kusagi boyunca,Antakya-Kahramanmaras-Karliova oldugunda,birbirini takip eden birçok ova bulunmaktadir.Bunlarin baslicalari Amik,Kahramanmaras,Adiyaman,Malatya,Elazig ve Mus ovalari ile Varto,Hinis,Karliova ve Göynük ovalaridir.Bu çöküntü alanlari,engebeli bir yapiya sahip olan Dogu Anadolu Bölgesi’nin nüfus ve ekonomik faaliyetler bakimindan en yogun alanlaridir.Ancak,fay kusagi üzerinde yer almasi dolayisiyla buralar sürekli deprem tehdidi altindadir. Kuzey Anadolu fay kusagi adi verilen ve Kuzey Anadolu daglarinin güney eteklerinden geçen kirik hatti boyunca,bir dizi çöküntü alani bulunmaktadir.Bu kusakta yer alan baslica ovalar,batida Ezine,Biga, Gönen,Manyas-Ulubat,Bursa,Inegöl,Yenisehir,Iznik,Orhangazi ve Gemlik ovalaridir.Izmit-Sapanca oldugundan oldugundan itibaren ise Adapazari,Düzce,Bolu,Kaynasli ovalari yer alir.Yine bu hat boyunca Ilgaz-Tosya,Kargi,Vezirköprü,Suluova,Zile,Turhal,Erbaa,N iksar,Susehri,Erzincan,Erzurum ve Pasinler ovalari ile Agri-Eleskirt ovalari yer almaktadir.Tarimsal faaliyetlerin ve nüfusun yogun oldugu bu ovalar da fay hatti üzerinde yer aldigi için deprem tehdidi altindadir. Bu hat üzerinde zaman zaman meydana gelen depremler,can ve mal kaybina yol açmaktadir. Ergene Havzasi,Ergene irmagi tarafindan tasinan alüvyonlarla dolmustur.Oldukça genis olan Ergene havzasi ülkemizin en önemli tarim alanlarindan biridir. Iç Anadolu Bölgesi’nde yer alan ovalar da,çöküntü alanlarina alüvyonlarin birikmesiyle olusmustur.Bunlarin baslicalari;Yukari Sakarya,Eskisehir ve Aksehir ovalari ile Konya,Eregli,Akinci ve Çubuk ovalaridir. Bölgenin güneydogusunda yer alan Kayseri ve Develi ovalari ise,Erciyes Dagi’ndan püsküren volkanik malzemelerden olusan ovalardir. Bati Anadolu’da yer alan ovalar epirojenik hareketlerle olusmustur. Bu hareketler sirasinda bazi alanlar yükselmis ve bugünkü daglik alanlari meydana getirmis,bazi alanlar ise çökmüs ve çöküntü alanlari olusmustur.Bu çöküntü alanlarinin akarsular tarafindan alüvyonlarla doldurulmasi sonucunda günümüzdeki ovalar olusmustur.Ege Bölgesi’nin güneydogusunda yer alan ovalar ise çökme olaylarinin yaninda karstik olaylarin da etkisi ile olusmustur.Denizli,Tavas,Çivril gibi ovalarin olusumunda karstik olaylar oldukça etkilidir. Akdeniz Bölgesi’nin batisinda da karstik kökenli ovalar yaygindir.Bu alandaki çöküntü havzalarinin bir kismi sular altinda kalmis ve birçok göl olusmustur.Bazi çöküntü havzalari da karstik olaylarin etkisiyle Genisleyerek ovalari olusturmustur.Bu sekilde olusan baslica ovalar Acipayam,Elmali,Korkuteli ve Kestel ovalaridir. Güneydogu Anadolu Bölgesi’ndeki ovalar ise genellikle bölgenin güneyinde yer alir.Bu ovalar da çökme,asinma ve biriktirme faaliyetleri ile olusmustur.Nizip,Suruç,Altinbasak ve Ceylanpinar ovalari bunlarin en önemlileridir.Basta Altinbasak ovasi olmak üzere,bölgenin büyük bir bölümü GAP kapsami içindedir.Yapimi büyük ölçüde tamamlanan Sanliurfa sulama tünelleri ile sulanacak olan bu ovalar,ülkemizin tarimsal üretimini önemli ölçüde artiracaktir. Ülkemiz,dünyada kendine yetecek miktarda tarimsal üretime sahip az sayidaki ülkelerden biridir.Ayrica,ihtiyaç fazlasi tarim ürünlerini de ihraç etmektedir.Türkiye,süphesiz bu özelligini büyük oranda,sahip oldugu verimli ovalara borçludur.Ihraç edilebilen tarim ürünlerinin büyük bir kismi kiyi ovalarinda yetistirilmektedir.Iç bölgelerdeki ovalar ise,yeterince sulanamadigindan tarimsal verim oldukça düsüktür.Bu sebeple uygulamaya koyulan,Güneydogu Anadolu Projesi(GAP) ile tasarlanan Konya Ovasi Projesi(KOP) tamamlandigi takdirde tarimsal üretimimiz birkaç katina çikabilecektir.Atatürk’ün ‘milli ekonominin temeli ziraattir’ tespiti dogrultusunda tarima gereken önem verilmeli ve hazirlanan projeler bir an önce tamamlanarak hizmete sokulmalidir.

Kıyı Tipleri


Kıyıların Şekillenmesinde Etkili Faktörler:
1. Dalgalar
2. Akıntılar
3. Gel-git
4. Akarsular
5. Buzullar
6. İç kuvvetler
7. Kıyıdaki dağların uzanış biçimi
8. Canlılar (Mercanlar) (en az etkili)
9. Rüzgarlar (Dolaylı etkiye sahip)

KIYI TİPLERİ

1. ENİNE KIYILAR: Dağların kıyıya dik uzandığı yerlerde görülür. Ör: Ege Bölgesi Kıyıları (Edremit-Kuşadası arası). Bu kıyılarda; girinti-çıkıntı fazladır. Kıta sahanlığı geniştir. İç kesimlere ulaşım kolaydır. Limanların Hinterlandı geniştir. Deniz etkisi iç kesimlere kadar sokulabilir.

2. BOYUNA KIYILAR: Dağların kıyıya paralel uzandığı yerlerde görülür. Ör:Karadeniz ve Akdeniz Kıyıları. Bu kıyılarda; girinti-çıkıntı azdır. Doğal limanlar azdır ve hinterlandları dardır. İç kesimlere ulaşım zordur. Dalga aşındırması ile falez oluşumu fazladır. Kıyı ile iç kesim arasında iklim, bitki örtüsü, ekonomik faaliyetlerde farklılık fazladır.

3. RİA TİPİ KIYILAR: Akarsu vadilerinin deniz suları altında kalmasıyla oluşan kıyı tipidir. Ör: İstanbul-Çanakkale Boğazları, Haliç ve G.Batı Anadolu Kıyılarıdır.

4. DALMAÇYA KIYI TİPİ: Kıyıya paralel uzanmış dağların çukur kısımlarının deniz suları altında kalmasıyla oluşan kıyı tipidir. Dağların yüksek kısımları kıyıda adaları oluşturur. Ör:Adriyatik denizinde Dalmaçya kıyıları (eski Yugoslavya kıyıları). Yurdumuzda Antalya- Kaş kıyıları buna örnektir.

5. LİMANLI KIYILAR: Geniş tabanlı vadilerin veya koy-körfezlerin deniz suları altında kalmasıyla oluşan kıyı tipidir. Ör:Karadeniz’in kuzeyindeki kıyılar (odessa, Dinyeper, ) buna örnektir. Yurdumuzda ise B. ve K. Çekmece kıyıları böyle kıyılardandır.

6. HALİÇ (ESTUAR) TİPİ KIYILAR: Gel-git olayının etkisiyle akarsu ağızlarında oluşan kıyılardır. Kuzeybatı Avrupa kıyılarındaki önemli limanlar buna örnektir. Yurdumuzda yoktur.

7. FİYORT TİPİ KIYILAR: Buzul vadilerinin sular altında kalmasıyla oluşan kıyılardır. Bu kıyılara en iyi örnek İskandinav Yarımadasındaki kıyılar gösterilebilir. Eğer kıyıda adalar var ise ve kıyının girintisi- çıkıntısı fazla ise bu tür kıyılara skyer tipi kıyılar denir. Ör:Norveç kıyıları

8. RESİF KIYILARI: Mercan iskeletlerinin üst üste birikmesiyle oluşan kıyı tipidir. Ör:Mercan adaları kıyıları (Avustralya Kıtasının doğusunda).

 

 

Karstik Şekiller


Yağışlar ve yer altı suları, kalker, jips, kayatuzu, dolomit gibi eriyebilen, kırık ve çatlakların çok olduğu taşların bulunduğu yerlerde, kimyasal aşınıma neden olurlar. Kimyasal aşınım sonunda oluşan şekillere karstik şekiller denir.



Yağışların ve yeraltı sularının oluşturduğu karstik aşınım şekillerinin aşınım şekillerinin büyüklükleri değişkendir. Karstik aşınım şekilleri şunlardır :

Lapya : Kalkerli yamaçlarda yağmur ve kar sularının yüzeyi eriterek açtıkları küçük oluklardır. Oluşan çukurluklar keskin sırtlarda yan yana sıralandığından yüzey pürüzlüdür. Büyüklükleri birkaç cm ile birkaç metre arasında değişir.

Dolin : Kalker platolar üzerinde görülen, oval şekilli erime çukurluklarıdır. Genellikle derinlikleri az, genişlikleri fazladır. Türkiye’de özellikle Toroslar’da dolinler yaygın olarak görülür. Halk arasında kokurdan, koyak, tava gibi adlar verilir. Dolinler oluşum şekillerine göre iki gruba ayrılır :

Erime Dolini : Kalker yüzeyler üzerinde, yağış sularının eritmesiyle oluşan karstik şekildir. Erime dolinlerinin tabanında yüzey sularının derine doğru sozdığı çatlak ve delikler bulunur. Dolin tabanlarında erimeden geriye kalan killi materyalin birikmesiyle oluşan terra rossa toprakları bulunur.

Çökme Dolini : Yeraltında bulunan mağara sistemlerinin tavanlarının incelerek çökmesi ile oluşan karstik şekillerdir. Çökme dolinleri, derinliklerinin fazla oluşu, yamaçlarının eğimli oluşu ve tabanlarındaki iri bloklar halinde maddeler bulunması nedeniyle erime dolinlerinden kolayca ayırtedilirler.

Uvala : Genişleyip, derinleşen dolinlerin birleşmesiyle oluşan, dolinlerden daha büyük çukurluklardır. Uvaların düzensiz şekle sahip olması ve tabanlarındaki erimeden geriye kalan kalker çıkıntıları dolinlerden kolayca ayırtedilmesini sağlar.

Obruk : Baca veya kuyu şeklinde, keskin köşeli, derin çukurluklara obruk denir. Derinliği 250-300 m’yi bulabilen obrukların bazılarının tabanında göl bulunur. Türkiye’de İç Anadolu’nun güneyinde ve Toroslar’da yaygın olarak obruklar görülür. İçel’deki Cennet-Cehennem mağaraları ve Konya’daki Kızören obruğu ülkemizdeki en güzel örneklerdir.

Polye : Karstik yörelerdeki genişliği birkaç kilometre olan, uzunluğu 20-30 kilometreyi bulan, hatta geçebilen ova görünümlü büyük karstik çukurlara polye denir. Türkiye’de özellikle Toroslar’da polyeler yaygındır. Örneğin; Akdeniz Bölgesi’ndeki Ketsel, Elmalı ve Akseki ovası birer polyedir.

Mağara : Kalkerli arazilerde çatlaklar boyunca yeraltına sızan suların oluşturduğu büyük boşluklara mağara denir. Damlataş, Narlıkuyu, Düden, İnsuyu, Kızılin mağaraları en ünlüleridir.

Düden : Kalkerli arazide erime ile oluşan daire biçimli kapalı çukurluklara düden denir. Düdenler yer altı sularını birbirine bağlayan kanallardır. Düdenlere halk arasında su çıkan, su batan gibi adlar da verilir.

Kör (Çıkmaz) Vadi : Karstik yörelerdeki akarsular bir düdende kaybolarak akışını yeraltında sürdürür. Bu akarsuların yeryüzünde süreklilik göstermeyen vadilerine kör (çıkmaz) vadi denir.

Karstik Birikim Şekilleri

Kimyasal birikim şekilleri, kalsiyum karbonatça zengin suların içindeki karbondioksit gazının uçması ve kalsiyum oksidin (kirecin) tortulanmasıyla oluşur. Karstik birikim şekilleri sarkıt, dikit ve travertendir.

Sarkıt-Dikit: Kalsiyum karbonatça zengin suların mağara tavanından sızarak içindeki kirecin tavanda birikmesi ile sarkıtlar, damla¤¤¤¤¤ tabanında birikmesi ile dikitler oluşur. Karstik alanlardaki mağaralarda görülen bu şekillerin en güzel örnekleri Damlataş Mağarası’nda bulunmaktadır.

Traverten: Genellikle sıcak su kaynaklarının yakınında ve kalsiyum karbonatlı suların yayılarak aktığı alanlarda, kirecin çökelmesi ile oluşan basamaklardır. En güzel örnekleri Denizli-Pamukkale’dedir.

Türkiye’deki Karstik Şekiller

Türkiye’de karstik şekiller yaygın olarak,

- Toros Dağları’nda
- İç Anadolu’da Sivas ve çevresinde (özellikle jips kartsı)

 

Göller


Kara içlerindeki çukurlukları dolduran durgun sulara göl denir.

Göllerin Özelliğinde (acı, tuzlu, tatlı olmasında) Etkili Faktörler:

1. Gölün büyüklüğü ve derinliği:Büyüklük ve derinlik arttıkça tuzluluk azalır.

2. Gölün gideğeninin olup olmaması: Göl sularını bir gideğen ile boşaltabiliyorsa suları tatlı olur.

3. İklim: Nemli iklim bölgelerinde göllerin tuzluluğu daha azdır. Genelde tatlı suludurlar.

4. Göl çanağını oluşturan kayaların özelliği

OLUŞUMLARINA GÖRE GÖLLER

1. Tektonik Göller: Yer kabuğu hareketleri ile oluşan çukurlukları dolduran sulardır. En fazla Doğu Afrika’da görülür. Yurdumuzda ise Tuz G., Manyas (Kuş g.), Ulubat, İznik, Sapanca, Akşehir, Beyşehir, Burdur, Eber, Hazar, Ilgın gölü gibi.

2. Karstik Göller: Karstik bölgelerdeki çukurlukları dolduran durgun sulardır. Ör: Salda, Suğla, Kestel, Avlan, Kovada gölleri gibi.

3. Buzul Gölleri: Yurdumuza bazı yüksek dağların üst kısmında görülür (Cilo, Sat, Ağrı, Tendürek, Süphan, Kaçkar, Uludağ, Erciyes, Bolkar, Aladağlar,Bey dağları gibi). Dünya üzerinde en fazla Kuzeybatı Avrupa’da görülür. Ayrıca Kanada’nın güneyi ile A.B.D’nin kuzeyindeki göller buna örnektir.

4. Volkanik Göller: Yurdumuzda Nemrut, Meke Tuzlası (Konya –Karapınar), Gölcük (Isparta), Acıgöl (Konya) gölleri buna örnektir.

5. Doğal Set Gölleri
• Heyelan Set Gölü: Tortum, Sera, Abant, Yedi Göller.
• Alüvyon Set Gölü: Marmara, Bafa(Çamiçi), Köyceğiz, Eymir, Mogan
• Kıyı Set (Lagün): B. Ve K. Çekmece Terkos (Durusu) ,Akyatan, Balıklı, Simenlik
• Volkanik Set: Van ,Erçek, Nazik, Balık, Çıldır.
• Buzul (Moren set) Set : En fazla K.Batı Avrupa’da görülür.

6. Yapay Set : Baraj gölleri buna örnektir. Yurdumuz akarsuları üzerinde baraj kurmaya en elverişli bölgemiz D.Anadolu, en elverişsiz bölge Marmara Bölgesi’dir. Hidro elektrik potansiyeli en fazla olan bölgemiz D.Anadolu Bölgesidir.

Barajların Yapılış Amaçları

• Enerji üretmek,
• İçme ve sulama suyu sağlamak,
• Taşkınları önlemek,
• Balıkçılık

 

 

 

Platolar


Plato denince akarsular tarafından derince yarılmış vadilerle yarılmış düzlükler akla gelir. Türkiye`nin platolarına değinmeden önce dikkat edeceğimiz en önemli nokta yurdumuzun bütünü ile plato olmasıdır.

Türkiye bu duruma dış güçle tarafından aşındırılarak peneplen hale gelmiş yüzeylerin 4.zaman başlarında toptan yükselmesiyle erişmiştir. Ancak her yer aynı derece yükselmemiştir. Doğu Anadolu da 2000m olan bu yükselme değeri İç Anadolu da 1000-1500 m , Güney Doğu Anadolu`da 400-800 m, Kocaeli-Çatalca da 200-400 m`ler arasında oluşmuştur. Böylece ülkemizde alçak ve yüksek platolar oluşmuştur. Bunlara en çok İç Anadolu da rastlanır. Kimi platolar peneplen (yontukdüz) yüzeylerin yükselmesiyle, kimileri karstlaşımayla, bir bölümü de volkanik etkilerle oluşmuştur. Bu platoların beşeri ve ekonomik değerleri fazladır .

Platoların TÜRKİYE”deki Coğrafi Dağılışı

Kuzey Anadolu Platoları:

Oldukça engebeli olan Kuzey Anadolu `da plato düzlükleri fazla değildir. En önemlileri Batı Kara denizde Safran bolu ve İstanbul boğazının iki yanında yer alan Çatalca-Kocaeli Platolarıdır. Çatalca-Kocaeli platosu, aşındırılarak peneplen hale gelmiş yüzeylerin yükseltisiyle oluşmuştur. Ancak bu yükselme 200-400 m değerleri arasında kaldığından alçak platolara girmektedir. Üzerinde alçak tepelikler mevcuttur. Çatalca sırtları ile Çamlıca tepeleri gibi. Bu plato trakya`da da devam eder.

Batı Karadeniz de yer alan Safranbolu platosu ortalama 500 m yükseltiye sahip peneplen ve alçak platolardandır. Yenice (Filyos) ve kolları Devrek , Araç, Soğanlı ırmaklarıyla parçalanmış olan bu plato kalkerli yapıda olup voklüz kayalıklara sahiptir. Bu kaynaklar sayesinde platodaki vadilerde ileri tarım söz konusudur.

Peneplen platolarının diğer platolardan farkı bunların aşınım yüzeylerinden meydana gelmiş olmalarıdır. Peneplen platoları çoğu kez eski kütleler olduklarından , yüzeyce eski kütlelere ait kayalar yer almakta ve bu eski kütleler içinde altın, gümüş, platin, nikel, krom, çinko, pirit, volfram gibi maden cevherlerine rastlana bilmektedir. Üstelik bu madenler yüzeyde yada yüzeye çok yakın oldukları için kolayca işletile bilmektedirler. Peneplen platoları için diğer bir özellik pınar ve kaynakların bu sahalarda yoğunlaşması ve kaliteli içme sularının özellikle bu sahalarda bulunmasıdır.

Güney Anadolu (Akdeniz) Platoları

Güney Anadolu`nun en önemli platosu Taşeli platosudur. Toros Dağlarının orta bölümünde yer alan bu plato, karstik etkilerle oluşmuştur. Yüksekliği 2000m yi bulan Taşeli Platosu kalkerli kayalardan oluştuğu için yüzeyinde çok sayıda erime çukurları bulunur. Bu platoda yüzeyde su bulmak güçtür, çünkü yağmur suları kalkerlerin çatlaklarından kırmızı renkli killi topraklar (Terra Rossa) birikmiştir. Bu özelliğe taş çöllerini anımsattığından Taşeli platosu denmiştir. Plato, Ermenek ve Göksu ırmaklarıyla parçalanmıştır.

Taşeli Platosunda sürekli yerleşmeler yoktur: Taşeli platosunun belirtilen özelliklerine göre değerlendirilmesi yapıldığında bu platoda neden yerleşmenin olmadığı kendiliğinden ortaya çıkar. Plato kırsal yaşam bakımından daimi yerleşme sınırları dışında kalmaktadır. Kır yerleşmeleri su kaynaklarına bağlı olarak kenar yamaçlarda yer almıştır. Bu alanda temel uğraş hayvancılıktır. Kışı köylerde geçiren insanlar ilk baharda plato üzerinde karların erimeye ve otsu örtüsünün gelişmeye başladığı tarihte platoya tırmanırlar. Platoya ulaşan sürüler daha çok dolinlerin tabanında gelişmiş ot ve dikenlerle beslenirler. Bu kısıtlı olanaklara karşılık en büyük güçlük hayvanların su gereksiniminin sağlanmasıdır. Yer yer sulu çukurlar ve ilkel sarnıçlar bu problemi kısmen çözümler. Ancak su azlığı , ot örtüsünün yetersizliği arazinin engebeliliği, kaya yüzeylerinin lapyalar yüzünden çok pürüzlü olması gibi nedenlerle plato üzerinde keçiden başka hayvan yetiştirmek mümkün olmaz.

Plato son bahara dek süren yayvancılık bu mevsimde sislerin ve soğukların bastırması ile sona erer, plato adeta kış uykusuna çekilir.

Teke platosu da karstik oluşumlu diğer platodur. Nüfuslanma az ve tarım geridir. Üzerinde çok sayıda erime çukuru bulunur.

Batı Anadolu Platoları

Hafif dalgalı düzlükler ve tepelikler halinde Saroz körfezi çevresinde, Çanakkale – Balıkesir arasında ve İç Batı Anadolu da yer alırlar.güneyde menteşe eski kütlesi peneplen plato örneği oluşturur. İç Menteşe platosu, Büyük Menderes ve kollarıyla parçalanmış, kimi yerinde vadiler genişleyerek ovaları oluşturmuş (Tavsa,Yatağan,Çine,Bozdoğan) kimi yerinde daralıp dikleşir. Yüzeyi verimsiz toprakla örtülüdür. Su potansiyeli zayıf olduğundan tarım geridir. Son yıllarda seracılık ön plana çıkmıştır. Bu gelişme her şeyden evvel platoyu terk etmeye hazırlanan kır nüfüsunu yeniden toprağa bağlaya bilmiştir.

İç batı Anadolu da Kula platosu volkanik oluşumludur. Yüzeyinde ilginç volkanik şekiller yer almaktadır.

İç Anadolu Platoları

Burada, hafif yarılmış aşınım platoları olan Yukarı Sakarya, Haymana, Cihanbeyli, Obruk ve Bozok platolarıyla, volkanik yapılı Niğde-Kayseri platoları ve bir peneplen plato olan Uzun yayla vardır.

Yukarı Sakarya platosu ortalama 800m yükseklikte olup Sakarya `nın kollarıyla yarılmıştır. Toprakları verimli, su kaynağı bol olduğu için ileri tarım sahasıdır.

Haymana-Cihanbeyli, 1000-1200m yüksekliğe sahip masa görünüşlü bir platodur. Kuvvetli akarsu olmadığı için fazla parçalanmamıştır. Kuru tarım yaygındır. Burası aynı zamanda tiftik keçisinin vatanıdır.

Obruk platosu tuz gölünün güneyinde yer alır. Güneyde Karaca dağ, Hasan ve Melendiz volkanlarına yaslanır. Fazla parçalı değildir. Platonun güneyinde Konya ovası yer alır.

Bozok platosu Kırşehir eski kütlesinde yer alır. Kızılırmak ve yeşilırmak`ın kollarıyla parçalanmıştır.

Niğde-Kayseri platosunda yüzeye yayılan tüf, lav ve bunların ayrışmasıyla oluşan maddeler, verimli toprakların yer almasına neden olmuştur. Özellikle volkanik dağlardan doğan dere ve çayların getirmiş olduğu topraklar alçak ve çukur alanlarda birikerek kalın alüvyon tabakaları oluşmuşlarıdır. Bu durum tarımsal potansiyeli artırmıştır. Bu plato Toros dağlarının gediklerinden gelen nemli hava kütleleri sayesinde çevreye göre çok yağış alabilmektedir Dağ üzerinde biriken karlar, bölümün su gereksinimini sağlayan depo durumundadır. Dağların eteklerinde ortaya çıkan çok sayıda su kaynağı, su potansiyelini daha da artırarak sulu tarıma elverişli bir zemin hazırlar.

Platoda Jeotermal kaynakların varlığı da tespit edilmiş ancak henüz yararlanmaya geçilmemiştir. Bunların yanı sıra özellikle Nevşehir ve Ürgüp yörelerinde lav ve tüflerin zemine yayılarak erozyona maruz kalmalarıyla peri bacaları oluşmuştur. Bu şekiller turizm açısından değerli olduğu gibi yöre halkına barınak ya da yiyecek deposu olarak yarar sağlar.

Bu platoda vadi içi ovalarında tarım önem kazanmıştır. Tahıl (buğday, Çavdar...) baklagil, şekerpancarı, patates, soğan gibi kültür bitkileri ilk sırada yer alır, elma yetiştiriciliği ve bağ kültürleri ise meyvecilik açısından ileri bir tarımsal etkinlik olarak dikkat çeker. Bu bölümdeki bağlar Ürgüp ve Niğde`yi Türkiye çapında şarapçılık merkezi durumuna getirmişlerdir.

Niğde - Kayseri platosu volkanik oluşumludur. Uzun yayla bir peneplen platodur ancak oldukça yüksektir.

Doğu Anadolu Platoları

Genellikle volkanik yapılıdırlar. En yüksek plato Erzurum-Kars platosudur. 2000m ye yakın yükseltiye sahiptir. Türkiye” nin en önemli otlak sahasıdır. Diğer volkanik plato Murat platosudur. Murat ve kolları ile parçalanmıştır. Platoda Tunceli ve bir volkanik dağ olan Bingöl dağı yükselir.

Güneydoğu Anadolu Platoları

Türkiye” nin İç Anadolu”dan sonra, diğer büyük plato sahası Güneydoğuda yer alır.Gaziantep platosundan başlayan platolar serisi Mardin ”e kadar uzanır. Ancak bu plato kuşağı içinde yer alan volkanik engebeler platoyu kesintiye uğratır. Bu nedenle platolar birbirinden ayrı parçalar halinde bulunurlar. Bunların içinde en karakteristik olanı Urfa-Suruç-Hilvan-Siverek- Viranşehir ve Ceylan pınar ; içine alan kısımdır. Urfa-Viranşehir-Hilvan Platosu diye adlandırılan bu plato Fırat ve kolları tarafından hafif yarılmış aşınım platosudur. Platonun yüzey şekilleri Kuzey-Güney yönlü değişir. Güneyde hafif dalgalı ava görünümünde iken kuzeye çıkıldıkça dik yamaçlar halinde devam eder. Bu yamaçlar arasında büyük düzlüklere de rastlanabilir. Kalkerden oluşan plato yüzeyi üzerinde toprak örtüsü geniş ölçüde yitirilmiş olup zemine ince bir toprak tabakası ile taş ve çakıllar hakimdir. Plato yüzeyi üzerinde toprak ve su azlığı nedeniyle bitki örtüsü son derece fakirdir. Buralarda tek bir köye bile çoğu kez rastlanmaz. Geniş plato yüzeyi nacak ilk baharda sürücülere mera hizmeti görebilir. Alanın en büyük sorunu su teminidir. GAP ile devlet bu sorunu çözümleyerek yöreyi ekonomiye kazandırılmaya çalışılmaktadır. Gaziantep platosu batıdan gelen nemli hava kütlelerine açıktır. Fırat`ı hafifçe parçaladığı bu sahada yer alan ova “verimli hilal” olarak anılmaktadır. Doğal bitki örtüsü ve tarım ürünleri çeşitlilik gösteren coğrafi potansiyeli yüksek bir sahadır.

 

5067
0
0
Yorum Yaz