24 10 2012

Osmanlı Orta Öğretiminde Coğrafya

  Eğitim; Belli bir konuda, bir bilgi ve bilim dalında yetiştirme ve geliştirme, eğitme işi. Çocukların ve gençlerin toplum yaşayışında yerlerini almaları için gerekli bilgi, beceri ve anlayışları elde etmelerine, kişiliklerini geliştirmelerine yardım etme, terbiye. Öğretim ise; Belli bir amaca göre gereken bilgileri verme işi, tedris, tedrisat, talim. Öğrenmeyi kolaylaştıracak etkinlikleri düzenleme, gereçleri sağlama ve kılavuzluk etme işi. Bu iki kelimenin anlamlarından da anlaşıldığı üzere, eğitim ve öğretim, birbirinden oldukça farklı, ancak birbirlerini tamamlayan ifadelerdir. Buna göre, bir milletin öz benliği ile ters düşmeyen tüm bilimleri öğrenmek öğretim, onu ülkesinde ve kendi yaşayışında uygulamak ise eğitimdir. Coğrafya dersi, hem eğitim ve hem de öğretim dersidir. Osmanlı döneminin ilk yıllarından itibaren eğitim ve öğretime büyük önem verilmiştir. Özellikle ilk ve ortaöğretime denk gelen çeşitli eğitim kurumları, eğitim ve öğretimlerini zamanın bilimsel gelişmelerinin üzerinde bir performansla sürdürmüşlerdir. Sözkonusu bu eğitim ve öğretim kurumlarında okutulan derslerden biri de coğrafyadır. İnsanın yaşadığı çevre ile olan ilişkilerini konu alan coğrafya, ilk öğretimden ortaöğretimin son sınıfına kadar temel dersler arasında yerini almıştır. Bir imparatorluğu ayakta tutan kurumlardan biri de şüphesiz eğitim ve öğretim kurumlarıdır. Eğitim ve öğretim kurumlarının seviyesi ile bir devletin ömrü, üstünlüğü ve gücü arasında sıkı bir bağlantı vardır. Osmanlı döneminde eğitim ve öğretim faaliyetleri, her düzeyde, Tanzimat dönemine kadar ücretsiz olarak yürütülmüştür. Bu durum, Türkiye Cumhuriyeti döneminde de, 1980&r... Devamı

24 10 2012

Gerileme ve Yıkılış’ta Coğrafya’nın Etkileri

  Osmanlı Devleti’nin Gerileme döneminde, coğrafi bilgi eksikliği, koskoca bir devletin yıkılışında önemli etkisi olmuştur. Gerileme döneminde yapılan tüm savaşlar incelendiğinde, bu etki açıkça görülmektedir. Sözgelimi Gerileme döneminde yapılan Kırım Savaşı’nın sonucunu da coğrafya tayin etmiştir. 14 Kasım 1854 tarihinde ansızın ortaya çıkan beklenmedik kasırga, İngiliz donanmasını darmadağın eder ve İngiliz donanmasının planı gerçekleşemez. Böylece Sivastopol’un kuşatılması gecikir. Ve savaşın gidişatı değişir. Çanakkale Savaşları, coğrafi bir yaklaşımla ele alındığında, coğrafyanın önemi açıkça görülür. Gerçekten bugün bile Gelibolu yarımadasını ve Çanakkale Boğazı’nı gezip gören bir insan, bölge topografyasının cazibesine kapılır. Savaşların geçtiği yarımadadaki önemli tepelerin hepsi, tatlı su kaynaklarının hemen tamamı, Türk askerlerinin kontrolü altında kalmıştır. Öte yandan boğazın topografik özelliği, düşman gemilerinin ilerlemesine engel olmuştur. Bölgeye hakim tepeler ve tatlı su kaynaklarının mevcudiyeti, Türk Ordusunu, düşman kuvvetlere karşı üstünlük sağlamıştır. Tüm bu coğrafi avantajlara ek olarak, iklim şartları da Türk tarafına avantaj sağlamıştır. Gelibolu yarımadasına yapılan çıkartma gecesi aniden çıkan fırtına, İngiliz kuvvetlerinin farklı bölgeden karaya çıkmasına yol açmış ve bu gelişme savaşın seyrini değiştirmiştir. Gerileme dönemindeki, coğrafi bilgi eksikliğine örnekler oldukça fazladır. Bunların içinde Sarıkamış Harekatı ve Yemen Savaşları en bariz olanlarıdır. Sarıkamış Harekatı’nda, Erzurum’da bulunan ordu komutanı tarafından Enver Paşa’ya, harekat mevsiminin bölge iklim şartlarına uygun olma... Devamı

23 10 2012

MEDENİYETLER MERKEZİ TÜRKİYE

MEDENİYETLER MERKEZİ TÜRKİYE Tarih boyunca insanoğlunun medeniyet alanında almış olduğu yol incelenecek olursa ilk medeniyetlerin genelde iklim koşullarının elverişli,su kaynaklarının bol, tarım arazilerinin geniş  olduğu sahalarda doğup geliştiği dikkat çeker.Bu alanlar; Nil,Fırat-Dicle,İndus-Ganj,Gökırmak- Sarıırmak havzalarıdır.Kısacası ilk uygarlıklar,Mısır,Çin,Hindistan ve Mezopotamya da büyüyüp gelişmiştir.  Ülkemiz ; coğrafi konumunun sonucu olarak,tarih boyunca bir çok uygarlığın anavatanı olduğu  yapılan tarihi araştırmalardan anlaşılmaktadır.Ülkemizin yerleşme tarihçesini kısaca şöyle anlatabiliriz.  Ülkemizde ilk insan izlerine 400000 yıl önce rastlanılır.   Ülkemizin yontma taş devrinin en eski yerleşme yeri ,Küçük Çekmece gölünün kuzeyinde yer alan Yarımburgaz mağarasıdır.Ayrıca Antalya yakınlarında yer alan Karain mağarası diğer önemli bir yerleşme alanıdır.Antakya,Elazığ,Diyarbakır, Samsun,Isparta yakınlarındada bu tip yerleşme izlerine rastlanılmaktadır.   Ülkemizde ilk köy yerleşmelerine ise yaklaşık 10000 yıl önce geçildiği düşünülmektedir.Cilalı taş devri yerleşmeleri olan bu alanların en   önemlileri şunlardır;Hacılar(Burdur),Suberde(Suğla gölü),Ilıpınar(İznik),Çatalhöyük(Konya-Çumra),Can Hasan (Karaman),Çayönü(Ergani) dur.   Bu yerleşmeler genel olarak Neolitik çağ yerleşmeleri olarak anılır.Bu dönemin diğer önemli bir özeliği höyüklerin ortaya çıkmasıdır.Höyük, tarihi dönemlerde deprem, yangın,savaş gibi nedenlerle yıkılan eski yerleşim alanının yıkıntılarının üzerine yenilerinin kurulması ile oluşmuş yapay tepe görünümündeki yerleşme alanlarıdır.Başlıcaları ,Çatalh&ou... Devamı

22 10 2012

TARİHİ COĞRAFYA AÇISINDAN HARPUT ŞEHRİNİN FONKSİYONLARI VE ETKİ

1 TARİHİ COĞRAFYA AÇISINDAN HARPUT ŞEHRİNİN FONKSİYONLARI VE ETKİ SAHASI Selçuk HAYLİ * Herhangi bir coğrafi ünitenin, coğrafya prensipleri ışığı altında mevcut durum dikkate alınarak yapılacak bir araştırması o ünitenin coğrafi karakterini ortaya koyduğu gibi, aynı ünitenin yine coğrafya prensipleri yardımıyla geçmişteki durumunun ortaya çıkarılması ise tarihî coğrafyasını oluşturur. Bir ünitenin tarihi coğrafyası yapılırken kullanılacak coğrafi verilerin temini oldukça güç bir iştir. Çünkü çeşitli arkeolojik verilerin yorumlanması veya çeşitli yazılı kaynakların çözümlenmesi için pek çok yardımcı bilim dallarından faydalanmayı gerektirir. Fakat şunu da belirtmek gerekir ki, daha önce yapılmış benzer araştırmalar ve çeşitli literatür, başlangıçta çok büyük faydalar sağlamaktadır. Genel tarih kitapları, genellikle şehir ölçeğinde mekansal boyutu kapsayan bilgi vermezler. Şehirlerin strüktürel analizinde kullanılabilecek temel kaynakları ve özelliklerini şöyle sıralayabiliriz: A-TAHRİRLER: Osmanlı İmparatorluğunun kuruluş yıllarından başlayarak, vergi ödeyecek nüfusun doğru ve sistematik bir şekilde tesbit edilmesine imkan veren ve Defter-i Hakani adıyla anılan defterlerdir. Devlet görevlileri tarafından tutulan bu kayıtlar, düzenli vergi toplamayı amaçladıkları için, yalnız vergi ödeyen ve avarız hanesi adıyla anılan hanelerin dökümü düzeyinde bilgi sunmaktadırlar. Bu kayıtlar şehirler yanında kırsal alanları da kapsamaktadır. B-ŞER'İYYE SİCİLLERİ (KADI DEFTERLERİ): Şer'i mahkemelerin tarih sırasıyla tutulan kayıtlarına verilen isimdir. Bu kayıtlar içeriklerine göre başlıca üç grupta toplanabilirler. Birincisi; her çe... Devamı